<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xml:lang="tr_TR">
  <title>Brandassist</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/makaleler"></link>
  <id>http://www.brandassist.com.tr/makaleler</id>
  <updated>2009-08-05T07:13:21Z</updated>
  <author>
    <name>Brandassist</name>
    <author_email>info@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <subtitle>Yayinlar / Articles</subtitle>
<entry>
  <title>Kişilik Sahibi Markalar</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/makaleler/kisilik-sahibi-markalar"></link>
  <updated>2009-08-05T07:13:21Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>21</id>
  <summary type="html">Markalar, tüketicilere, belirgin yararlar sunan ürün veya hizmetleri tanıma imkanı vermektedir. Tüketicilerin zihninde kalite, fiyat, amaç ve yeterlilik konusunda beklentiler oluştururlar. Bir marka bir maldan daha fazla göze çarpar çünkü malın kimliği yoktur.
Marka; özenli bir şekilde yönetilerek, becerikli bir şekilde geliştirilerek tüketicilerin zihninde yer etmekte ve hem fiziki hem de fiziki olmayan değer ve nitelikleri benimsenmesini sağlamaktadır.”  
Başka bir deyişle, markaların kendilerine özgü kişilikleri vardır, malların yoktur. 
Tüketiciler böyle kişilikli markalar ile kalıcı bağlar kurmaktadır.  Ürünler ile markalar arasındaki fark çok köklü ve esastandır. Bir ürün fabrikada üretilen bir şey, bir marka ise tüketici tarafından satın alınan bir şeydir. Bir ürün bir rakip tarafından kopya edilebilir, marka edilemez. Bir ürün çok çabuk demode olabilir, bir marka sonsuza kadar yaşar. 
Markanın tüketici ile eşsiz bir bağ kurabilme yeteneği başarısının temel nedeni olmaktadır. 

Ürün markanın ayrılmaz bir parçası mıdır? 
Genelde ürünün kalitesi ya da hizmetin sunuluş kalitesi marka ile tüketici arasındaki bağın en önemli unsurudur ve bu kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Ancak, bu durumda ürün ve markanın bölünmezliği söz konusu olmaktadır. Eğer bu doğru ise marka sadakatini bir nesil üründen diğerine ya da bir kategori üründen diğerine aktarmak mümkün olmayacaktır. Lisanslama ve özel satış hakkı(franchise) ancak tüketici sadakatini fiziki üründen ayırarak mümkün olabilmiştir. 

Marka nedir ve nasıl çalışır? 
Hemen-hemen her yerde ve neredeyse her kategoride satın alma ve satış eylemlerimiz marka isimleri ve marka simgeleri etrafında oluşmaktadır. Sadece büyük, anlı-şanlı markalar değil, daha yüzlerce küçük ve yerel isim tüketici tercihlerini yönlendirmektedir. Gerçekte markaların olmadığı bir pazar düşünmek güçleşmektedir -  belki meyve, sebze satılan semt pazarları ama oralarda da bir satıcı ya da meyve üzerindeki bir etiket etkisini göstermektedir.  Markanın olmadığı ortamlarda bile tüketiciler onu icat etmenin bir yolunu bulmuşlardır. Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde farklı fabrikalarda üretilen oto lastiklerini insanlar seri numaralarından ayırt ve tercih ediyorlarmış. Türkiye’de rakı sevenler çok uzun süre Tekirdağ’da yapıldığına inandıkları Yeni Rakı’yı şişe altlarındaki numaralara bakarak aramadılar mı? 
Kıssadan hisse, markanın nasıl çalıştığı, nasıl pazarlamanın ana kavramı haline geldiği buradan anlaşılmaktadır.  Marka ismi veya işareti, en basit kaynak-menşe işaretidir. Birçok toplulukta bu kimlik, ticari işaret yasaları ile korunmaktadır. Ürün ve hizmet satın alanlar, satın alma kararlarında yardımcı olan bu işaretler ile ilişki kurmaktadırlar. Bazı markalar kaliteleri ile bazıları işlevsel yararları ile-temizleme gücü, lezzet gibi- ilişkilendirilmektedir. Bu yolla marka çifte güvence sunmaktadır. Satın alan güvenli bir karar vermiş olmakla kalmamakta aynı zamanda kendini iyi ve güvende hissetmekte, beklentilerini karşılamaktadır. Marka olmadan verilen her satın alma kararı bir kumara dönüşmektedir. Dahası, markalar, yaşam ve ilişkilerimizi yapılandırdığımız simgeler ağının bir parçası haline gelmiştir. Markalar bazı insanlarla duygusal değerler veya belirgin durumlar nedeniyle ilişkilendirilmektedir. Sürekli bir markayı seçerek hem başkalarına hem kendimize bir ifade şekli yaratmaktayız. Bütün bunların anlamı; markalar ticari faaliyetin sonuçlarına dahil olmakta ve bu nedenle marka sahibi tarafından mümkün olduğunca kontrol edilmelidir.  
Onunla temasta olan için, markanın anlamını kim yaratır ve uyarlar?  Ürün ve hizmet kalitesi elbette çok önemli fakat her şey değil. Algılarımız, markaya ait söylevler ve görsel kodlar ile güçlü bir şekilde biçimlendirilmektedir. Normal kullanımları süresince, yansız olarak bir fark belirtemeyeceğimiz birçok ürün için bu biçimlendirme, karar mekanizmamızı etkileyen temel unsur olmaktadır.  
“Nesnel bir gerçek yoktur. En iyi ürün diye bir şey yoktur. Bunların hepsi tüketicinin zihninde gelişen algılardır. Gerçek olan algıdır. Gerisi tamamen hayaldir.” 
Başarı başarıyı besler(ya da tersi). Birisi tarafından bilinen ve yıllarca kullanılan bir marka gerçek performansında eksilme olsa bile o kişinin zihninde itibarını korumaya devam eder. Kullanıcının durumu yeniden değerlendirmesi için işlerin gerçekten çok kötü gidiyor olması gerekecektir. Aynı şekilde, eğer herkes bir markayı mutlu-mesut kullanmaya devam ediyorsa  bir başkasının onlarla aynı fikirde olmaması için güçlü bir şekilde ikna edilmesi gerekecektir. Hepimiz alışkanlıklarına bağlı ve uyarlı insanlarız ve bu durum istikrarlı markaların çıkarına olmaktadır. 

“İnsan”ı tanımak
Markaların tüketicilerin psikolojik tepkisine neden olduğu ileri sürülür hatta daha da ileri gidilerek markaların da bir hayatları ve kendilerine ait bir kişilikleri olduğu söylenir ve sanki tüketicilerin onların kişilikleri varmış gibi hareket ettikleri kabul edilir.  Kişilikleri gerçek olmadıkça ve tüketiciler tarafından gerçeklikleri hissedilmedikçe başarısız olurlar. Markaların etkisini anlamak ve arttırmak için tıpkı psikologların insanları çözdüğü gibi onları da çözmemiz gerekir. Pazarlamanın katı kuralları artık işe yaramamaktadır. Tüketiciler yapılanın farkındadır. Eğer pazarlama çok açık-seçik tüketici araştırmaları ile yürütülüyorsa, geldiğinizi görürler, fark ederler ve tıpkı diğerleri gibi olacağınızdan şüphelenirler(bugünlerde herkes tüketici araştırmaları yapıyor). Başarılı olabilmeleri için, markaların ruhu olması gerekir. Tüketiciler markaları tıpkı ‘insan gibi’ ele alıyor.  Markanın ruhunu tam anlayabilmek için “insan”ı iyi tanımamıza yarayacak öğretileri taramak yerine pazarlama kitaplarına yükleniyoruz. Cevapları edebiyat tarihinde, liderlik etütlerinde, psikoloji, ilahiyat ve antropolojide aramamız gerekiyor.  

Muhterem İlgüner
</summary>
</entry>
<entry>
  <title>Nereden Başlasam? Nasıl Başlasam?</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/makaleler/nereden-baslasam-nasil-baslasam"></link>
  <updated>2009-08-05T07:11:03Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>20</id>
  <summary type="html">Girişimcilik heyecan verici güzel bir şey. Hele bir de başarılı olunursa. Her girişimin %70’nin başarısızlıkla sona erdiğini düşünürsek sağlam ve kalıcı bir başarının nerelerde saklı olduğunu bilmek ve uygulamak daha da önemli olacaktır.
Bir girişimin yukarıda belirtilen özelliklere sahip olabilmesi için önce yaratıcı ve yenilikçi bir fikre sahip olması gerekir. Bunun için mucit olmaya gerek yoktur. Sözümüz bir şeyin icat edilmesi ile ilgili değil. Tüketici için farklı bir öz fikrin bulunması ile ilgili. Bu öyle bir fikir olmalı ki tüketiciyi rakipten daha fazlasını ödemeye razı olacağı bir farklılık yaratmalı; gerçek yaratıcılık, gerçek yenilikçilik!
Bir şey icat etmek, yeni bir ürün ortaya çıkarmak; yaratıcı-yenilikçi düşünce ve hareket ise tüketici için yeni bir yarar ortaya çıkarmak demektir. Bu yaklaşım elbette sıradan bir iş yapmaya oranla bir risk içerecektir. Ancak sıradan bir şekilde işe girişmenin sonunda başarısızlık daha yüksek bir oranda risk oluşturmaktadır.
Tüketici için “yarar” ne demektir?
Keşfedilmemiş bir ihtiyaç ya da giderilmemiş bir sorun demektir. Kim için ne yapacağınızın kararını vermek için “yarar” sorusunun cevabını işin en başında vermeniz gerekecektir. Böylece “doğru tüketici”yi bulmuş olursunuz.
Yeni bir girişim “günü kurtarmak” anlayışıyla başlamamalı ve yürütülmemelidir. Hedef “yarını inşa etmek” olmalıdır. Yeni dünyada işler bize bugüne kadar öğretilen şekilde yürütülmemektedir. Günümüzde başarı;
•	Tüketici için “değerli” olanı bulmak
•	Değeri zihinlerde konumlandıracak formülü oluşturmak
•	Farklılık avantajı geliştirmek -  rakiplere göre üstünlük
•	Uzun sürecek bir bağ kurmak – tekrar, tekrar satın almasını sağlamak
ile gerçekleşmektedir.
Günümüzde tüketici;
•	Değer: rekabet eden şirketler arasında en iyi değeri sunanı seçiyor
•	İhtiyaç ve Sorun: İşlevsel ya de duygusal veya her ikisinin birden çözümünü istiyor 
•	İlişki: Bir defalık değil, uzun dönemli ilgi bekliyor 
Tüketici için neyin değerli olduğunu bulabilmek,  keşfedilmemiş ihtiyaç ve giderilmemiş sorunu bulabilmek için hedef tüketicinizi tanımanız gerekecektir. Bunun için tüketicinize sormak yetmeyecektir, izlemek gerekecektir. 
İhtiyaç ve sorunlar 3 kategoride özetlenebilir:
1.	Açık-Seçik; zaten belli olanlar için doyurucu çözümler bekliyor
2.	Saklı: henüz doyurucu bulamadıkları için çözümler bekliyor (daha uzun pil ömrü gibi)
3.	Yeni: çözümü görmeden bilmiyor ve ifade edemiyor
Üretim – satış odaklı bir iş doğru fiyata kaliteli ürün/hizmet üretmek için yeterli teknik donanımı sağlamak ile başlar.
Pazarlama odaklı bir iş ise tüketicinin karşılanmamış ihtiyacı veya sorununu keşfederek bunu karşılayacak ürün veya hizmeti geliştirmek ile başlar.
Dünya değişmiş ve birincisinin çağı geçmiştir. Günümüzde kazandıran ikincisidir. Türkiye birincisinde ısrar ettikçe kaybetmektedir. Üretici-Satıcı kafamızı değiştirip, bu gelişme ve değişmeyi kabul etmeli ve gereğini yerine getirmeliyiz.
Bugünlerde birçok sektör küresel krizin etkisi ile zor günler geçirmektedir. Bence, bizimle ilgisi olmayan bu kriz bizim kendi krizimizi biraz daha derinleştirmiştir. Yoksa biz zaten bir krizin içerisindeyiz; değişen dünyayı kabul etmeme ve gereğini yerine getirmeme krizi!
İhracatın göz boyayıcı rakamlarına bakarak kendimizi aldatmayalım. Son 4 yıldır bu rakamları değişik bir açıdan izliyor ve değerlendiriyoruz. Sonuç, Türkiye yaptığı ihracattan para kazanmıyor!

Türkiye’nin krizi başlayalı 3 yıldan fazla oluyor.2005 yılında yeni ekonomik programın kararlı-kalıcı bir şekilde uygulamaya başlanması, dünya ticaretinin serbestleşmesi ile birlikte Türkiye yeni bir döneme girmiş oldu. Bu yeni dönemde;
•	Faiz ve enflasyon oranları düştü, her ikisini hesaba katarak gelir elde etme dönemi sona erdi (Türkiye stoktan gelir elde eden dünyadaki ender ülkelerdendi, gerçekte stok maliyetli bir yüktür ve bu Batı dünyasında böyle öğretilir!).
•	İthalat serbest oldu, yerli üretimi koruyup-kollayan tedbirler rafa kalktı ve yerli üretici dünya rekabeti ile tanıştı.
Türkiye bu değişikliklere hazır değildi, tüm uyarılara rağmen kendini değiştirip geliştiremedi.
Hiç unutmuyorum, daha doğrusu gazetelerde çıkan haberler ile anılarım tazeleniyor ve ne yazık ki bundan dolayı derin üzüntü duyuyorum. 2001 yılında ilk konferansımı Denizli’de vermiştim. Pazarlama odaklı iş yapmanın, markanın, kümelenmede pazarlama başarısının önemini Denizlili iş adamlarına anlatma fırsatının heyecanı içindeydim.10 dolara fason sattıkları bir bornozun A.B.D.’de 100 dolara satıldığını, bu artı değerin hiç değilse bir kısmının onlarda kalabileceğini ve markanın bir refah ve itibar aracı olduğunu anlattım. Dinlediler, söylediklerimi gerçekleştirmenin pahallı olup olmadığını sorguladılar. Ben de onlara havlu-bornoz ve ev tekstili amacıyla yaptıkları makine yatırımını sordum, “2 milyar dolar” dediler. Peki eğer mevcut hal ile para kazanamıyorlarsa değişecek teknolojilere ayak uydurmak hatta önde gidebilmek için yapmaları gerekecek ilave yatırımlar için kaynağı nereden bulacaklardı? Kim bilir bu toplantıdan başka kaç toplantı daha oldu? Son bir-iki yılda Denizli’de yapılan “tekstil zirveleri”nin sayısı belki 5. Ünlü, deneyimli iş adamları konuştu ama değişen bir şey olmadı. Firmalar zor durumda, peş peşe işçi çıkarıyorlar. Denizlili iş adamları: “Hükümet sesimize kulak vermiyor” diyor. Kendileri değişen-gelişen dünyayı fark edip söylenenlere kulak verselerdi durum böyle olmayacaktı.
Bu gelişme ne yazık ki tüm sektörlerimizi aynı şekilde etkilemektedir. Eğer bugün etkilemiyorsa yarın mutlaka etkileyecektir. Kaçış yok! Bu değişimi kavramak ve bu gelişmeyi gerçekleştirmek zorundayız.
Sorunun nerede olduğunu bilirsek çözümün nerede olacağını da bileceğiz ve “nereden başlasam”, “nasıl başlasam” sorularını doğrulukla cevaplandıracak, hem içeride hem dışarıda başarılı girişimlerde bulunacağız.

Muhterem İLGÜNER
muhterem@brandassist.com.tr
</summary>
</entry>
<entry>
  <title>Sıradan değil, Seçilen!</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/makaleler/siradan-degil-secilen"></link>
  <updated>2009-08-04T01:26:53Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>19</id>
  <summary type="html">Ürettiğiniz ürün birileri için bir şey ifade ediyor ise marka olma yolunda en önemli dönemeci dönmüşsünüz demektir. Çünkü marka, sıradan olmak değil seçilen olmaktır. Eğer birileri, bir nedenle sizin ürününüze daha çok değer veriyorsa onun için önemli bir iş yapmışsınız; onun bir ihtiyacını gidermiş, bir sorununu çözmüşsünüz demektir.
Tüm bunlar için, tüketiciyi çok iyi tanımak, onun gözü ile bakmayı öğrenmek gerekiyor. Önce hedefinizi çok iyi belirleyin ve gözünüzü ondan ayırmayın. Bakın bakalım; nasıl yaşıyor, neler onu mutlu ediyor neler mutsuz, başka nelere ihtiyacı var,… Siz onu tanıdıkça, siz onun yaşamına girdikçe nelerin onun için sorun olduğunu ve bu sorunun nasıl çözüleceğini görecek, ihtiyacının ne olduğunu anlayacaksınız. Böylece değer verdiklerini ve yaşam biçimlerini çözümleme fırsatınız olacaktır. Kısacası, hem hayata hem de sizin ürün türünüze, onun gözüyle bakmayı öğreneceksiniz.
Sakın “ başka yapacak ne kaldı, benim ürün türümde gereken her şey yapıldı” demeyin ! Bugün büyük olmuş markaların hepsi bunu söylemeyenler tarafından yaratıldı. 
Daha keşfedilmemiş onca ihtiyaç, çözülememiş onca sorun varken marka yaratamamak niye ?  
 
Önce
Ürün ağırlıklı ya da üretim ağırlıklı düşünce ve hareket tarzında öncelik hep ürün ve dağıtım kanalındadır. Pazar ağırlıklı düşünce ve hareket tarzı ise ihtiyaçlar(gereksinmeler) esasına dayalıdır. Ya mevcut ihtiyaçlar düşünülerek ya da yeni ihtiyaçlar yaratılarak hareket edilir. Bu hareket tarzının hedefi ürünün en son kullanıldığı yer ve onu kullanan insandır.
                                              Şimdi
Temel bir ihtiyacı karşılayan bir ürün ve onu temsil eden isim yani marka insan zihninde yer ettikten sonra onu yerinden etmek çok güçtür. Ta ki bu marka temel hatalar yapasıya kadar. Ancak araştırmalar göstermektedir ki bundan 75 yıl ve daha öncesinde ortaya çıkıp insan zihnine yerleşen markaların %80'ni hala liderliklerini sürdürmektedirler. Demek ki onun yaptığının aynısını yapıp başarılı olmak oldukça güçtür.  
Sıradanlıktan kurtulup seçilen olabilmek için, rekabetinizin “çekirdek öz”ünü belirleyin. Sizi başarıya taşıyacak strateji ne olacaktır? Hangi “tüketici” sizi başarı yolunda omuzlayacaktır? Ne tür “değer”ler tüketicileriniz üzerinde etkili olacaktır? 
Tüm bu gayretler sonunda tüketiciniz “ödemeye hazır” hale gelecektir. “Ödemeye hazır” hale gelmek, fiyat odaklı düşünmekten değer odaklı düşünmeye geçiş demektir. Sizin için “bilinçli tüketici” genel anlamından başka bir anlam ifade etmelidir. Genel anlamda “bilinçli tüketici”, fiyat odaklı davranan tüketici anlamına gelmektedir. Sıradan ürünler arasından birini fiyatına bakarak seçmek demektir. “Ödemeye hazır” hale gelen tüketici ise önemsediği bir değeri içerdiğine inandığı bir ürün için fiyatı önemsemeyen değer odaklı davranan tüketici demektir. Tüketicinizi bu duruma getirdiğinizde ürününüzün fiyatını siz belirlersiniz, aksi halde rakipleriniz belirler.
“Sıradan” değil “seçilen” hale gelmek ve bunu sürdürebilmek sizi finansal başarıya götürecektir.
Kolay para kazanılan Türkiye'den zor para kazanılan Türkiye'ye geçişte herkesin yaptığını yapıp sıradan olmaktansa ayrıcalık yaratacak ihtiyaçları bulup fark edilmek, “seçilen” hale gelmek, daha akılcı olacaktır.
Muhterem İLGÜNER
muhterem@brandassist.com.tr

Çerçevelenecek Marka Notları:

“Marka Olmak” İçin;
1.Üretici gözlüğünüzü çıkarın, tüketici gözlüğünüzü takın! 
2.Kısa dönemli değil, uzun dönemli düşünün!
3.Taktik değil strateji geliştirin!
4.Üretici-Satıcı kafalı değil Tüketici-Pazarlamacı kafalı olun!
5.Kararlı – Tutarlı – Sabırlı olun!
6.Marka ceketini önce siz giyin!
7.Markanızın bir şirket kültürü oluşturmasını sağlayın!

Marka Oluşturmanın Evreleri
•	Geliştirmek: Markanızın “kim için ne anlam ifade etmesi” gerektiğinin tespiti. Marka ancak birileri için önemli olduğunda doğru gelişir; herkes için her şey = hiç kimse için hiçbir şey !
•	Yönetmek: Hedef kitlenizin kalbini kazanacak daha sonra da zihinlerinde kalıcı – sağlam yer edinmelerini sağlayacak pazarlama faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi.
•	Yüceltmek: Markadan finansal sonuçlar elde edilmesi için değer yaratan unsurların izlenmesi ve geliştirilmesi. Unutmayın; marka, para kazandırdığı ve sağlam nakit akışı sağladığı sürece değerlidir.
 



</summary>
</entry>
<entry>
  <title>Markayı Değerli Yapanlar</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/makaleler/markayi-degerli-yapanlar"></link>
  <updated>2009-08-04T00:55:28Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>18</id>
  <summary type="html">Eğer bir markanız varsa hiç düşündünüz mü tüketiciniz niye sizin markanızı tercih ediyor?

Sizin markanızın hangi niteliği veya nitelikleri onun kararına yön veriyor? Ya da tam tersi, rakip markayı neden tercih ediyor? Hangi nitelikleri onu cezp ediyor?

Bir marka sahibinin ya da yeni bir marka geliştirecek herkesin bu sorulara cevap bulması gerekecektir. 
Bu soruların cevabı markanız ile ilgili stratejik kararları almanızı kolaylaştıracaktır.

Markanın mevcudiyeti, markanın varlığı karmaşık işlevsel ya da duygusal algıların bir bütünüdür. Bu algılara sebep olan tüketicinin markanızın sahip olduğuna inandığı niteliklerdir. Demek ki bu niteliklerin gerçekten var olması ve doğru bir iletişimle iletilmesi gerekecektir.

Marka geliştirilirken ve yönetilirken marka sahibi, tüketici için markanın temel yarar ve niteliklerini vurgulamalıdırlar.  
Marka kimliği ve ardında yatan işlevsel ve duygusal yararlar, uzun dönemli farklılık avantajı ve tüketici sadakati için hizmet ederler. 
Marka sahibi, gelir ve karını arttırmak için markanın hangi işlevsel ya da duygusal nitelikleri üzerine yatırım yapacağına karar vermelidir. 
Geçerli marka niteliklerinin sayısı ve birbirleriyle olan karmaşık ilişkileri bu kararı zorlaştırmaktadır. 

Marka sahibi her gün aşağıdaki sorulara daha çok muhatap olmaktadır: 
•Pazarlama ve marka için ne kadar yatırım yapmam gerekir? 
•Hangi pazarlar, tüketiciler, markalar ve kanallar en yüksek geri dönüşü sağlayacaktır? 
•En yüksek değeri hangi strateji yaratacaktır? 
•Markam rakiplerime ve hedeflerime göre ne kadar başarılıdır? 

Her tüketicinin, markanın niteliklerden yararlanması ve bunun marka varlığı üzerindeki etkisi aşağıdakilere göre değişecektir: 
 – Günün farklı zamanları veya yılın farklı mevsimleri 
 – Yaş dönemi ve refah seviyesi 
 – Ürün seçeneklerini denemesi 
 – Kendi veya başkası adına tüketmesi 
 – Satın alma niyeti 
 – Akranlarının baskısı 
 – Mevcut sosyal alışkanlıklar 
 – Fiziksel durumda değişiklik 
 – Dış olaylar 
Niteliklerden yararlanma ve bunun marka varlığı üzerindeki sonuçları herhangi bir birey ya da tüketici grubu için sabit değildir. 

Tüketiciler Fiyat farkını öder Kazançlar artar risk azalır
Tüm bu sonuçları elde edebilmek için marka sahibi, marka varlığına yön veren nitelikleri belirlemeli ve onlar üzerine gereken yatırımı yapmalıdır.
Değerli bir markadan daha değerli bir işletme varlığınız olamaz!

Muhterem İlgüner
muhterem@brandassist.com.tr 
</summary>
</entry>
<entry>
  <title>Marka Şehirler…</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/makaleler/marka-sehirler"></link>
  <updated>2009-08-04T00:50:14Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>17</id>
  <summary type="html">Sizler bu yazıyı okuduğunuzda belki de yerel seçimler tamamlanmış, yeni seçilmiş belediye başkanlarımız tebrik ziyaretleri ile meşgul durumda olacaktır.
Önce kendilerine görevlerinde başarılar dilerim.
Yazının başlığı bir siyasi partimizin seçim kampanyası için seçtiği ana tema ile bire bir. Belki dünyada ilk kez bir yerel seçimde şehirlerin markalaşması birinci sırada önem olarak sunuluyor. “Marka Şehir” siyasi jargonumuza yerleşiyor. Çok sevindirici bir gelişme.
Ülkemizin şehirleri ile zenginleşeceğini uzun bir süredir dile getiriyoruz. Zengin bir coğrafyada ve eşsiz kültür mirasına sahip şehirlerimizin bu değerleri rekabet avantajına döndürerek hem kendileri için hem de ülkenin refah ve itibarı için çok önemli katkıları olacağına inanıyoruz.
Bizce belediye başkanları, bu görevi yerine getirmekle yükümlü ve yetkili birinci kişi olmalıdır. Yani her biri şehrin CEO’su olarak kabul edilmelidir. Konu bu kadar önemli iken, son bir aydır izlemeye çalıştığım belediye başkan adaylarının “marka” adına yapmayı planladıklarını öğrenme fırsatım oldu. Bunlar neler diye sorarsanız:
•	Futbol stadyumları
•	Yat limanları
•	Alışveriş merkezleri
•	Raylı sistem, hafif raylı sistem
•	Golf sahaları
gibi %99 fiziki yapı vaatlerinden oluşuyor. UEFA kupa finalini hedefleyenler de var EXPO organizasyonlarını da. Hepsi görkemli yapılar ve etkinlikler.
Ancak, dünyadaki tüm şehirler zaten bunları yapıyor. Kaldı ki “büyüğün daha büyüğü” her zaman mümkün. Diyelim ki golf sahaları yaptınız; bu konuda dünyadaki rekabeti biliyor musunuz?
50 ülkede, 200’den fazla bölgede, 32000’den fazla golf sahası var. Niye sizin golf sahanıza ya da bölgenize gelsinler? “Farklı” ne sunuyorsunuz? Bu farkın kaynağı ne olacak? Hangi değerlerinizi “yaratıcı” bir şekilde kullanarak fark yaratacaksınız?
Eğer bu rekabet avantajını formüle edemez ve bunu ilgili kitlelere duyuramazsanız ziyaretçi için ortada tek bir fark kalır; fiyat. Bu noktada ucuzluk kazanır ama şehir kazanmaz, ülke kazanmaz.
“Marka Şehir” hem ziyaretçi, hem yatırımcı hem de yerleşmek için şehri seçecekler açısından en önemli itici güçtür. Aynı zamanda şehrin yerleşik sakinlerinin bir amaç etrafında toplanmasını, gönüllü katkılarını sağlar. Büyük bir devinim, dönüşüm yaratır. Şehrin kimlik sorununu çözer. Bir yabancıya 10 saniye içerisinde yaşadığınız şehri tanımlarsınız. Gelecekte neler yapılması gerektiği konusunda yol gösterici olur.
Değerli belediye başkanlarımız; kutlama faslını kısa tutun. Önünüzde çok değerli 5 yıl var. Sakın “çok vaktim var” zannetmeyin. Tüm bu saydıklarım zaten vakit alacaktır ve üstelik dünyanın diğer şehirleri bizden biraz da önde gitmektedir; unutmayın önce yetişeceğiz sonra geçeceğiz.
Yol haritanızı bir diğerinin yaptıkları ile değil, şehrinize özgü nitelikleri yaratıcı-yenilikçi bir şekilde geliştirmeyi ve böylece belki ülkede, belki yakın coğrafyanızda kim bilir belki de dünyada “rakipsiz” olmayı hedefleyerek oluşturun.
Beton-demir-çelik dışında, ufkunuzu geniş hayal çıtanızı yüksek tutun!

Muhterem İlgüner
brandassist.com.tr
</summary>
</entry>
</feed>