<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xml:lang="tr_TR">
  <title>Brandassist</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler"></link>
  <id>http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler</id>
  <updated>2011-04-11T02:55:49Z</updated>
  <author>
    <name>Brandassist</name>
    <author_email>info@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <subtitle>Yayinlar / Activitys</subtitle>
<entry>
  <title>Sosyal Sorumluluk Projemiz</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler/sosyal-sorumluluk-projemiz"></link>
  <updated>2009-09-01T23:56:35Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>49</id>
  <summary type="html">Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın geniş kitleler tarafından benimsenmesi ve yaygınlaşması amacıyla, markalaşma çalışmalarına destek olmaktayız.

 

</summary>
</entry>
<entry>
  <title>TURQUALITY Marka Yönetimi Akredite Danışmanıyız.</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler/turquality-marka-yonetimi-akredite-danismaniyiz"></link>
  <updated>2009-08-03T00:48:59Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>48</id>
  <summary type="html">www.turquality.com/163.aspx</summary>
</entry>
<entry>
  <title>Türk'ün Marka İle İmtihanı</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler/turk-un-marka-ile-imtihani"></link>
  <updated>2009-07-10T00:11:48Z</updated>
  <author>
    <name>seyma</name>
    <author_email>zelal@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>47</id>
  <summary type="html"> Türkiye Makine İmalatçıları&quot;nın &quot;Tıkır Tıkır&quot; deyimini sözde değişik dillerdeki aksanlı telaffuzları ile söyleten ve aklınca küresel bir sanayi dalı imajı yaratmaya yönelik tanıtım reklamını görmüşsünüzdür. Sevgili Eyüp Can da bu konuda bir yazı yazdı ve ustamız Çetin Altan'ın bu konudaki bir sözünü de ekleyip güzel, bilgi içeren ve düşündüren bir sunum yaptı. Benim bugünkü yazım biraz da işin kuramsal yanına dönük olacak. Kuşkusuz bu Tikir'li reklam içe dönük bir tür tanıtım reklamı. Yani Türk izleyicisine, okuruna, tüketicisine, sanayicisine ve özellikle de bürokratına, politikacısına, rakiplere veya tedarikçilere, bankacılara, sigortacılara, kısaca tüm Türkiye halkına ve sistemine dönük bir reklam. Amaç; bir bakıma konuşlandırma, konumlandırma veya İngilizce deyimi ile &quot;positioning&quot;reklamı. Yani Türk makine sanayii dünyanın her tarafına makine satıyor ve bu makineler de oralarda sorun yaratmadan, bozulmadan, kırılmadan, &quot;tikir tikir&quot; çalışıyor mesajı vermek. Bunu yaparken de biraz hamaset, biraz ulusal gurur, biraz da özgüven vermek ve Türk sanayicisinin nelere kadir olduğu mesajını vermek hedefleniyor. Bu tür çabaları serbest rekabet kuralı ile çalışan birçok ekonomide görmek mümkün. Aslında üreticileri, sanayicileri, imalatçıları (her sektör değişik terim kullandığı için hepsini yazmaya çalıştım) temsil eden bu tür meslek kuruluşları bir çeşit halkla ilişkiler veya lobicilik kuruluşları olarak da görev yaparlar, içinde bulundukları ülkelerin yasalarına ve geleneklerine uygun olarak çalışmak koşuluyla. 
 
Gelelim marka işine 
Referans yayın hayatına atıldığından bu yana, 5 yıldır marka ve reklam konuları ile ilgili çeşitli yazılar yazdım, daha önce ekonomi sayfasında yazdığım Radikal'de de gene bu konuya ilişkin bazı gözlemlerimi aktardığımı hatırlıyorum. Bu tikirtili tanıtım reklamından sonra biraz daha dikkatlice inceledim gazete reklamlarını, iş ilanlarını, gazetelerin ekonomi-işletme sayfalarını ve değişik, tutarlı olabilecek markalar gelişip geliştirilmedi mi onu anlamaya çalıştım. İlk izlenimim hiç deolumludeğil. Biz her şeyi içerden dışarıya bakan bir gözle görmeye alışmışız. Kulağımıza hoş gelen, Türkçede kolayca söylenen bir kelimeyi, harfler karışımını, kısaltmayı hemen marka olur sanıyoruz. Eğer dindar kesimden geliyorsak ve işadamının kültürü daha çok din eksenli ise seçilen kelimeler çoğu kere dinsel bilgilere, kelimelere, isimlere veya deyimlere atıfta buluyor. Köken olarak Arapça ama Türkçe söylendiği gibi yazılan kelimeler veya markalar. Yani Arap harfleri ile yazılsa muhtemelen başka ülkelerde de kayıtlı olabilme riski taşıyan bazı &quot;marka&quot;lar.
Eğer birazcık yabancı dil biliyorsak ortaya dilde cinayet diyebileceğimiz acayiplikler sergiliyoruz. Bu konuda örnek isteyenler bazı tekstil markalarına veya Merter'deki markalara biraz dikkat etsinler. Marka kısa olmalı, her dilde aşağı yukarı aynı şekilde telaffuz edilebilmeli -bazı ufak farklılıklar hariç- örneğin Hyundai'ye Amerikalılar Handey diyorlar, Michelin lastikleri Türkçede Mişlen, İngilizcede Micelin oluyor. Marka bir mesaj verebilmeli, ürünün kalitesi, özellikleri veya farklılıkları konusunda. Size bir klasik örnek vermek istiyorum. Kuveyt petrol şirketinin işlenmiş ürünlerini pazarlayan parkendeci petrol şirketinin markası Q8. Bunu İngilizce okursanız Kueyt, yani Kuveyt. Bu markayı geliştiren firmanın yaratıcı uzmanı iki harfle koskocaman bir ülkeyi anlatıyor. Bundan daha güzel örnek bulmak mümkün mü? Gerçi Q8 Türkçede küsekiz diye okunsa da hedef piyasa durumundaki Batı Avrupa'da özellikle İngilizce konuşulan ülke pazarlarında büyük bir ilgi gördü ve Kuveyt petrol ürünlerini pazarlayan petrol şirketi aynı markayı kullanarak hem iyi bir konuşlandırma politikası izledi hem de başarılı bir portre çizdi tüketicinin kafasında. Türkiye'de nedense marka yaratma veya üretme ve bunu küresel hale getirme konusunda bir yeteneksizlik var. Kanımca bu da yetersiz marka yaratma bilgisizliğinden, yabancı dil bilgisizliğinden veya işadamlarımızdaki vizyon eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. 
 
Batı'da başarılı olmak 
İster sevelim ister karşısında olalım, o da şu ekonomik gerçek halen geçerli bir kural: Doğu pazarlarında bile başarılı marka olabilmek için Batı pazarlarında başarılı olmak gerekiyor. Batı pazarları için kabul edilebilir marka yaratmak için de Batılı gibi düşünebilmek gerekir. Önce dil konusundaki yetersizliklerin üstesinden gelmek lazım. Batı dillerinin kökeni olarak kabul edilen Latince birçok markanın da beslendiği bir kaynak. Nokia isminin bir Japon ürünü sanıldığını hiç aklınıza getirebilir misiniz? Ama Japon ismi gibi bir Finlandiya ürünü. Kanımızca önemli olan &quot;kendi kendimize reklam yapmak yerine&quot; başkalarına dönük reklam yapmak, marka yaratmak ve başarılı olmaktır. Değilse iç pazara dönük; &quot;kendimizi ağırlamak&quot; herkesin yapabileceği bir şey. Önemli olan küreseli, evrenseli yakalayabilmek ve markalar yaratabilmek küresel piyasalar için. 1950'lerde ekmeğe muhtaç olan Güney Kore'nin bugün dünya çapında üstünlüğünü kanıtlamış kaç tane markası var şöyle bir hatırlayalım: LG, Hyundai, KIA, Samsung, benim aklıma ilk gelenler, sıradan bir tüketici gözüyle. Bugün Kore'nin yılda yaklaşık 400 milyar dolara yaklaşan ihracatı ve kişi başına düşen 27 bin dolarlık milli gelirini hesaba katarsak, markalaşmanın özellikle küresel pazarlarda markalaşmanın önemini de daha iyi görmüş oluruz. Bence malına, ürününe, kalitesine güvenen Türk işadamlarına buradan seslenmek istiyorum. İşletmelerinizde markalaşmayı, ama bilinçli, bilgili, gerçekçi markalaşmayı teşvik ediniz. 
</summary>
</entry>
<entry>
  <title>Bir Marka Olarak İstanbul</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler/bir-marka-olarak-istanbul"></link>
  <updated>2011-04-01T07:07:05Z</updated>
  <author>
    <name>muhterem</name>
    <author_email>muhterem@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>51</id>
  <summary type="html">Bir şehri marka olarak pazarlamanın yolları </summary>
</entry>
<entry>
  <title>&quot;Marka Şehir&quot;lerin yükselişinin sırrı</title>
  <link rel="alternate" href="http://www.brandassist.com.tr/etkinlikler/marka-sehir-lerin-yukselisinin-sirri"></link>
  <updated>2011-04-11T02:55:49Z</updated>
  <author>
    <name>muhterem</name>
    <author_email>muhterem@brandassist.com.tr</author_email>
  </author>
  <id>52</id>
</entry>
</feed>
