BLOG

Yerinden Eden Yenileşim

26 Temmuz 2014

Yerinden Eden Yenileşim;
yerinde sayanı yerinden ederler!

Businessman and banana skin

“Disruptive Innovation – Yerinden Eden Yenileşim” yeni iş modellerinin, yeni teknolojilerin koca-koca şirketleri nasıl zor duruma soktuğunu anlatmaktadır. Yeni iş modelleri karşısında bocalayanlar, aslında başına geleceği geç anlayan, tedbir almakta geciken şirketlerdir.

Yerinden Eden Yenileşim, değişimin nasıl oluştuğunu açıklar. Değişimi öngörebilen şirketler kendilerini yenileyerek bu mücadelede güç kazanırlar. Öngöremeyenler ise kaybederler.

Yerinden Eden Yenileşim; yeni bir pazarın oluşmasına katkıda bulunan, mevcut pazarı gözden düşüren, bir önceki teknolojinin yerini alıp, acımasızca mevcut şirketleri ve değer zincirlerini tahrip eden bir yenileşim şeklidir.

Yerinden Eden Yenileşim; pazarın beklemediği yoldan bir ürün ya da hizmetin geliştirilmesi, önce belli bir grup tüketici için oluşturulan yeni bir pazara sürülmesi, daha sonra da mevcut pazarda fiyatları alt-üst etmesi hali ile tanınır.

Yerinden Eden Yenileşim, yepyeni bir pazar ve yepyeni bir değer zinciri oluşmasına neden olur.

Peki, her yeni buluş-girişim başarılı oluyor mu? 4 yeni girişimden 3’nün başarısız olduğu, 10 girişimden 9’nun ise para kazanamadığı belirtiliyor. Ülkemizde yaygın “start-up” hevesi dikkate alınırsa, girişimin heveslendirilmesi kadar sürdürülebilmesi için gerekenlerin yapılması daha da önem kazanacaktır.

Birçok işkolu aşırı rekabetin hakim olduğu pazarlarda faaliyet göstermekte, yerinden olmamak için dört elle yenileşime sarılmaktadır.

Yerleşik şirketler ile sermaye piyasası arasında, ortak paydada buluşturan ancak zararı dokunan bir ilişkiden söz edilebilir. Finansal analistler hasılat, pazar büyüklüğü, pazar payı gibi büyük verilerle ilgilenir ve tüm finansal dokümanlar bunlara bağlı öngörüler içerir.

Fakat, teknolojik değişim ne kolaylıkla sayısallaştırılabilir ne de kurumsal etkisi değerlendirilebilir. Bu nedenle, üst yönetim mevcut konulara odaklanırken bu gelişmeyi daha az önemser ve ıskalar.

Büyüyen bir pazarda varlığını sürdürmek, şirketleri yanıltır, çünkü, artan talep mevcut teknolojinin geçerliliğini yitirmeye başladığı gerçeğinin üstünü örterek her şeyin yolunda gittiğine dair sahte mesajlar verir. Pazar büyümeye devam ederken artan talep mevcut teknolojinin ölmekte olduğunu gizler/saklar, böylece pazara hakim şirket acil müdahale kabiliyetini yitirir.

Örnek; klasik ve dijital fotoğraf makineleri ile diğerleri…

İlk dijital fotoğraf makineleri ortaya çıktığında, düşük diyafram hızı ve belli-belirsiz görüntü kaliteleri pazara hakim şirketlerin alaycı tebessümlerine sebep olmuştu. Fotoğraf kaliteleri iyi değildi, ancak, kullanıcıların temel ihtiyacına cevap veriyordu; önemli anları hemen kaydet ve paylaş! Bu kameralarla fotoğraf çekmek kolay ve ucuzdu. Fotoğrafı çek, bilgisayara yükle, e-posta yoluyla paylaş.

Bu makinalar tüketici için “yeterince iyi” kabul edilince hakim teknolojiye ve şirkete de yol gözüktü. Dijital fotoğraf makineleri mevcut teknolojiyi yerinden etmiş ve pazara hakim hale gelmişti.

Cep telefonları ile fotoğraf çekilmeye başlanınca da dijital fotoğraf makineleri için benzer sonun sinyalleri gelmeye başladı.

Cep telefonlarının bazısı bu konuda aşırıya kaçınca bu defa başka bir paradigma devreye girdi. Örneğin, Nokia Lumia 1020 modeli 41 megapiksel kamerası ile neredeyse profesyonel kamera kategorisine gözünü dikti. Ancak, tüketici bir profesyonel fotoğraf makinesi ile bir cep telefonu arasındaki seçimini fotoğraf makinesinden yana kullandı. Şöyle demek istedi: “Profesyonel sonuçlar elde etmek istiyorsam bunun için bir cep telefonu kullanmam”. Nokia Lumia 1020 lansmanı başarısızlıkla sonuçlandı.

Akıllı telefonlarla başlayan fotoğraf çekme alışkanlığı kullanıcıların içindeki profesyonel fotoğrafçılığı ortaya çıkardı. Instagram başta olmak üzere fotoğraf uygulamalarının kullanımının hızla artması, DSLR olarak bilinen profesyonel makinelerin Türkiye’deki satışını 2013’te iki kat arttırdı. Profesyonel makinelerin satışının artmasının en büyük sebepleri arasında akıllı telefonlardaki fotoğrafçılık uygulamalarının daha fazla özelliğe kavuşması olarak gösteriliyor. Başka bir deyişle eline fotoğraf makinesi almamış sıradan bir kullanıcı bile akıllı telefon uygulamalarıyla fotoğrafçılığı keşfediyor. Uygulamalarda yer alan ufak ayarlar kullanıcıların DSLR makinelerle daha profesyonel fotoğraflar çekebilmesini ve bunu bir hobiye dönüştürmesini sağlıyor. Böylece fotoğrafçılık sektöründe dengeler DSLR makinelerin avantajına doğru dönüştü. 2013 yılında dünyada 35 milyon DSRL fotoğraf makinesi satıldı.

Muhterem İlgüner